Kültürümüz

Yemeklerimiz   Şiir   Kelimeler   Fikra

Yemeklerimiz


Konuştuğumuz kelimeler



Gümüşhane Kaleleri Hakkında:

CANCA KALESİ:
Bu kaleye Vank köyünden ve Kale deresi denilen vadiden gidilir.Evliya Çelebi Seyahatnamesinde bu kaleden bahis etmektedir. Trabzon, Türkler tarafından 1461 yılında fethedildiğinde Kral kızının bu kaleye sığınarak hazineyi saklayıp,öldüğünde nakledilen rivayetler arasındadır.Kale, doğu-batı istikametinde arka,arkaya üç bölümden teşekkül etmiştir.Çevresi 1.50 m. kalınlığındaki burçlarla takviye edilmiştir.Kalenin girişi batıdan açılmış olup,batıdaki 1.duvarı geçtikten sonra küçük bir alana ulaşılır.Burada 4.10x4.10 m. Boyutlarında bir sarnıcı bulunmaktadır.Büyük ölçüde sağlam olan sarnıcın üst örtüsü kısmen yıkılmış,içten ve dıştan sıvanmıştır.Buradan 2.bir kapıyla Kalenin doğu bölümüne ulaşılır.Bu alanda Kuzey köşesindeki kayaların üzerine oturtulmuş küçük bir şapel vardır.Sağlam kalan duvarlar üzerinde fresko tekniğinde yapılmış, Hıristiyan Azizleri olduğu tahmin edilen resimler vardır.
YAĞLIDERE KÖYÜ KALESİ:
Yapı, Merkez Yağlıdere köyü sınırları içerisindedir. Hakim bir tepe üzerinde korunma ve gözetleme amacıyla inşa edilmiştir. Kale surları yoğun olarak ayaktadır.
KALE KALESİ:
Şehir Merkezinin 20 km.doğusunda Gümüşhane-Bayburt anayolunun sağında yer almaktadır.Kalenin iki yolu vardır. Batı yönündeki yol daha kolaydır.Fakat giriş doğudandır.Kale çok sarp bir kayalık üzerine 1560 metre yükseklikte Ana kaya üzerine inşa edilmiştir.78x27 metre boyundadır.Moloztaş örgülü duvarların büyük bir kısmı hala sağlam durumdadır.Kale duvarlarının yükseklikleri 5-15 metre arasındadır.Kalenin kuzey ve güney kesimlerinde su sarnıcı ve depolar yer almaktadır.Batısında ise 15 metre uzunluğunda doğal bir kaya altı sığınağı bulunmaktadır.Girişi ise duvarla örtülüdür.Kalenin içinde bulunan iki yapı dikkati çeker.Toprak seviyesinden biraz yüksekte kalan yuvarlak kemerler, dikdörtgen şeklindeki mekanlara aittir.Arka arkaya bulunan bu iki yapının aydınlığını sağlayacak hiçbir pencere mevcut olmadığından bunların zindan olarak kullanıldığı tahmin edilmektedir.Kalede vadiye inen gizli su yolları mevcuttur.
AKÇAKALE:
Kale şehir merkezinin Kuzeydoğusunda,Bağlarbaşı semtindedir. Gümüşhane-Bayburt karayolunun 5.kilometresinden 12 km.kuzeye gidilerek Kaleye ulaşılmaktadır.1530 metre yükseklikte olan Kale Ana kaya üzerine nispeten yuvarlak planlı olarak moloztaşlarla yapılmıştır.Kale olmaktan çok gözetleme kulesi niteliğindedir.Kule içerisinde bir su sarnıcı yer almaktadır.Doğu-Batı uzunluğu 12 metredir.
KROM (VADİSİ) KALESİ:
İlin Kuzeyinde Yağlıdere Köyü Yayla yolunda çevreye hakim ve stratejik bir noktaya kurulmuştur.Kayalık bir alan üzerine inşa edilen 38x30 m boyutlarındaki kalenin güneybatı tarafında 10 metrelik,kuzeybatı tarafında 8 metrelik duvar kalıntıları mevcuttur.Diğer kısımları tamamen yalçın kayalıktır.Anakaya üzerine moloztaş malzemeden inşa edilmiştir.Mevcut şekli ile daha çok bir gözetleme kulesi görünümünde olup,Ortaçağ mimarisi özelliklerini yansıtmaktadır.
HAS KALESİ:
Kale Torul İlçesine 30 km mesafede Atalar Köyünün Has Mahallesindedir.Tarihi İpek yolunun üzerindeki onlarca gözetleme ve koruma amaçlı yapılan Kalelerden biri olan Has Kalesi 3.5 metre boyunda ve 3 metre çapında bir duvar kalıntısı olarak ayakta kalmıştır.Kalenin diğer tarafları tamamen yıkık vaziyettedir.
KOV KALESİ:
Merkez İlçe sınırları içindedir.Gümüşhane-Erzincan Devlet Karayolu üzerinde 21.kilometredeki ismi kov olan (Esenyurt) köyü sınırları içindedir.Kaleye 6 km’lik stabilize yolla ulaşılır.Kale 130 metre yükseklikteki bir ana kaya üzerine kuruludur.En yüksek noktası ise 1760 metredir.Kalenin kuzey cephesinin doğu-batı uzantısı yaklaşık 70 metredir.Kale dikdörtgen planlı ve burçlarla destekli bir yapıdadır. Moloztaş ve harçla inşa edilen yapı içerisinde düzgün olmayan kare planlı bir iç kale görünümünde bir yapı yer almaktadır.Kale’nin dış duvarları1.5 metre kalınlığında iç mekan bölümleri 0.90 cm.kalınlığındadır.Duvarların iç kısımlarına ahşap kirişler yerleştirilmiştir. Tüm Kale birimleri ana kaya ile bütünleştirilmiştir.Girişin solunda bulunan burç içerisinde 5 mazgal açıklık bulunmaktadır.bunların en geniş açıklığı 1 metredir.
KALECİK KALESİ:
Kale, Torul İlçesi kalecik Köyü sınırları içerisinde, ışık köyü ulaşım yolunun üzerinde Vadiye hakim bir tepeciğin üzerinde inşa edilmiştir. Korunma ve gözetleme amacıyla yapılmıştır. Kale surları iç ve dış kale olmak üzere iki bölümden oluşmuştur. Surlar tamamen ayaktadır.
KOPUZ KALESİ:
Kopuz Köyünden Dağ dibi Köyüne giderken tarihi kopuz köprüsünün kuzeyinde bulunmaktadır . Kalenin çevre surları yer yer ayaktadır.
SATALA KALESİ:
Satala Kalesi Kelkit İlçemiz sınırları içerisinde olup,Satala şehrinin harabeleri amphitheteatr şeklinde yükselen bir dağın eteklerinde kendisini belli eder.Burada bulunan harabelerin Vl.yüzyılı geçtiği zannedilmektedir.Kalenin 530 yılında Perslerin sınırı şiddetle geçmeleri ve surların büyük tehlike arzetmesi sebebiyle Bizans imparatoru Justinianios tarafından onarıldığı bilinmektedir.Kaleden günümüze bazı kalıntılar kalmıştır.Köylülerin yaptığı kazı sonucu kalenin kuzeydoğu köşesinde önemli bir burç ortaya çıkarılmıştır.
TORUL KALESİ:
Kale Torul İlçe Merkezindedir.Her yıl bölgeye gelenlerin dikkati çekip,ziyaretinde bulunduğu kalenin yapımında kireç harcı kullanılmıştır.Bir rivayete göre kaleden harşit çayına inen gizli bir yol vardır.Ve kalenin su ihtiyacı bu gizli yoldan temin edilmektedir.
DAĞDİBİ KALESİ:
Kale Dağdibi Köyünden yayla yoluna harektle Abdal Musa Tepesi yönündedir. Abdal Musa Tepesine en yakın yerleşim alanındadır. Sarp Kayaların üzerine yapılmıştır.
EDİRE KÖYÜ KALESİ:
Yapı, Merkez Dörtkonak (Edire) Köyü sınırları içerisinde,Köye ulaşım yolunun üzerinde 200 metre mesafede yer almaktadır. Hakim kaya kütlesi üzerine Savunma ve gözetleme amacıyla yapılmıştır.Kale sur duvarlarının bir kısmı hale ayakta kalmıştır. Kaleye ulaşım patika yolla sağlanmaktadır.
SÜME KALESİ:
Kale,Kürtün İlçesi, Özkürtün Beldesi Kale Mahallesindedir.Osmanlı döneminde 1400’lü yıllardaTrabzonda bulunan Rum Pontus devletine karşı savunma amaçlı yapıldığı tahmin edilmektidir.Kale Erikbeli Vadisi üzerinde ve dönemin tek(yaya) ulaşım yolu olan Erikbeli yolunun hemen üzerinde inşa edilmiştir.Özkürtün İlçe Merkezine 6 km mesafede olan Kaleye dört mevsim ulaşım imkanı bulunmaktadır.
YALINKAVAK KÖYÜ KALESİ:
Yapı, Torul İlçesi Soroyna (Yalınkavak) köyü sınırları içerisindedir. Aşağı ve yukarı mahallenin orta noktasında dere kenarında yöreye hakim kaya kütlesi üzerine inşa edilmiştir.Korunma ve gözetleme amacıyla yapılmıştır. Kalenin çevre surları tabiat şartlarına bağlı olarak tahrip olmasına rağmen yer, yer ayakta kalmıştır.
KÜRTÜN KALESİ:
İlçenin Yukarı Uluköy mahallesinin doğusunda olup,mahalleye tam hakim tepededir.Tepeye bakıldığında kaleyi görmek mümkün değildir.Çünkü kale tepenin içi oyularak inşa edilmiştir.Tepenin 8-10 metre kuzey yönünden yaklaşık 4 m2 genişliğinde bir girişi bulunmaktadır.Ancak söz konusu giriş çeşitli nedenlerle taşlarla doldurulmuştur.İçerisine giriş mümkün değildir.Yöre halkının bu kaleye izafeten bu bölgeye “Kaleyanı” adı vermişlerdir.Halkın anlattığına göre kaleye merdivenlerle inilmekte,iç meken bir çok kat ve galeriden oluşmaktadır.Kalenin giriş kısmı dörtgen olup,köşeleri oval olarak bir çeşit harçtan yapılmıştır.Kalenin M.S 6. yüzyılda Roma İmparatorluğu döneminde yapıldığı tahmin edilmektedir.

Şiir

Akçahisar

Kuruluşun Osmanlının devri,
Değişmedi adın Akçahisar.
Çektin her türlü cefayı cevri,
Değişmedi adın Akçahisar.

Her mevsim yeşil, dört yanı orman,
Suların şifa, dertlere derman,
Eski adı ne, ayıptır sorman,
Değişmedi adın Akçahisar.

Bir ömür verdim hatıram sende
Dün de benim köyümdün, bu günde,
Nöbetler değişti değirmende.
Değişmedi adın Akçahisar.

Gözelerden soğuk sular içtik,
Mananda kağnılarla güreştik,
Sel vurdu tam üçkez köy değiştik.
Değişmedi adın Akçahisar.

Kuşburnuyu ahlatı özledik,
Kartol gelecek diye gözledik,
Hasreti içimizde gizledik,
Değişmedi adın Akçahisar.

Ceddimiz Oğuz, soyumuz Manas,
Birlik bizde, ayrılık olmaz,
Değişti hem Tahnıs, hem Tarkanas,
Değişmedi adın Akçahisar.

Rubil Demir


Memleketim

Benim dillere destan sevdam
Aşkın yüreğine dolanan gözlerim
Sevdanın baktığı yerde özlemim durur
Ve bir serçe hevesiyle konarım daldan dala
Dallarki
Toprakların gölgesinde uyanır sonsuzluğa
Benim övünecek destanlarım yoktur
Yırtık cekerimin altında gözü yaşlı bir karanfil
Ve yüreğimde feth edilmemiş bir sevda
Bir gün çizgi çekip ayrılığın bağrına
Dönerim sana yağmur gibi memleketim
Benim su geçirmeyen ayakkabılarım yoktur
Komşudur kaldırımlar ayaklarıma
Ve benim sana adayacak bir canım yoktur
Yüreğimdir senin olan
Sana adanan elleri cebinde benliğimdir
Ve sensiz neye yara ki söyle memleketim
Benim kurşunlara dizilesi bakışlarım yoktur
Sevda savaşından arta kalan
Üç, beş umudum sadece, sevdana adanan
İstersen al ve git
Ve giderken
Yüreğine mavzelerle kazı bu kelimeyi
Her gidişin sonu, bende yarım bir ölüm
Oysa, benim ölümlerim yoktur
Son nefesimde dahi
Aşkına satılan, Aşkına meftun ve hayran
Sana binlerce vurgun ölüm vardır ölümden öte.

Ayhan Yalçın


Gümüşhanem

Mavi gögü, yeşil ormanı,
Dağlarını göresim geldi,
Sulu armudu, al elmanı,
Isırıpta yiyesim geldi.

İlkbaharda, kırda bayırda,
Yalın ayak suda çamurda,
Çiçek topladığım çayırda,
Çiçeğini koklıyasım geldi.

Söz edem bibimden, ezemden,
Agamdan, gadamdan, teyzemden,
Çift gözelerden, kor gözeden
Eğilip su içesim geldi.

Eğri büğrü bahçe yolu,
İçi fasülye bakla dolu,
Fokur fokur pişen kartolu,
Kabuğunu soyasım geldi.

Evim barkım Kocaeli’nde,
Gümüşhanem durur gönlümde,
Sıla-i Rahimse köyümde,
Bu yazı geçiresim gedi.

Rubilim belki içim kanar,
Burgalanıp yüreğim yanar,
Alev alev bedenimi sarar,
Hasret dolu göresim geldi.

Rubil Demir


Yanı Başımda

hep karanlıklar çökerdi gündüzüme
sen olmayınca yanı başımda
yastığım gecenin koyu karanlığında bumbuz kesilirdi
sen olmayınca yanı başımda

yine ayrılık zamanı gelmişti sıladan
arkama bile dönüpte bakamıyordum
gözümden süzülen yağmur damlaları yüzünden
son bir kez el sallamak istiyordum
ama olmuyor sen olmayınca yanı başımda

artık herşeyi bir köşeye bırakmak istiyorum
kalbimi kalbine ellerimi ellerinin içine
dünyamı esip savrulan yemen çöllerine atmak istiyorum
ama olmuyor sen olmayınca yanı başımda
                    
           yanmaksa bu yanmak istiyorum uğrunda

Bilal kuzu




AKÇAHİSAR

Gümüştür taşı ve de toprağı
Buz gibi gözesindeki suları
Yeşili bir başka ve dağı taşı
Memleketim Akçahisar

Merttir delikanlısı ve yağızdır
Sevdasına da tam bağlıdır
Memleket sevdası ise bambaşkadır
Mertlerin diyarı Akçahisar

Elması dillere destan
Kuşburnu dertlere derman
Havasına herkesler hayran
Bir nefestir hayattır Akçahisar

Manandır köyümün yaylası
İpek yoludur derin vadisi
Var mıdır ki böylesine güzeli
Deresi billur kuşları bülbül Akçahisar

Ayrıldım daha küçüktüm
Gezdim de kendimi kaybettim
Sevdim vefa bilmedim
Memleketim sevdam Akçahisar...
                                           (ARC)

BİR YOLCU' YA

Dur yolcu! Bilmeden gelip bastığın
Bu toprak, bir devrin battığı yerdir.
Eğil de kulak ver, bu sessiz yığın
Bir vatan kalbinin attığı yerdir

Bu ıssız, gölgesiz yolun sonunda
Gördüğün bu tümsek Anadolu' nda
İstiklâl uğrunda, namus yolunda
Can veren Mehmet' in yattığı yerdir.

Bu tümsek koparken büyük zelzele,
Son vatan parçası geçerken ele
Mehmet' in, düşmanı boğduğu sele
Mübârek kanını kattığı yerdir

Düşün ki, haşr olan kan, kemik, etin
Yaptığın bu tümsek amansız, çetin
Bir harbin sonunda bütün milletin
Hürriyet zevkini tattığı yerdir.

Necmettin Halil Onan(Çakıl Taşları)

El Kimin

Şehriyar'ım gözüm yaşı sel kimin,
Garip sen mi vetanında el kimin,
Sevdan üreğimde kara yel kimin,
Heç elden özgeye gardaş olar mı?
Haramzadalardan yoldaş olar mı?

Gurt gurtnan dolaşır, itler it inen,
Gurt şikarnan doyar, itler küt inen,
Yanaşmanın goynu dolar pit inen
Heç elden özgeye gardaş olar mı?
Fars, Çin, Urustan yoldaş olar mı?

Oğuz Atam bizi görse neyliyer,
Dövüner dizini helak eyliyer,
Yeğin geyze gelir, gönü göynüyer,
Heç elden özgeye gardaş olar mı?
Yılandan, çiyandan yoldaş olar mı?

Bed-güman değilem Allah kerimdir,
Turan hayalimdir, etim, derimdir,
Böyyük Asya nece olsa benimdir,
Gurt yuvalarına tilki dolar mı?
Ayıdan, Moskof'tan yoldaş olar mı?

Şehriyar'ım, incinmeyin sözüme,
Dost acı danışar dostun özüne
Gah ağlaram, gah vururam dizime
Heç elden özgeye gardaş olar mı?
Hayından, uğrudan yoldaş olar mı?

Şehriyar


KAHRAMANLIK

Kahramanlık ne yalnız bir yükseliş demektir,
Ne de yıldızlar gibi parlayıp sönmektir.
Ölmezliği düşünmek boşuna bir emektir;
Kahramanlık; saldırıp bir daha dönmemektir.

Sızlasa da gönüller düşenlerin yasından
Koşar adım gitmeli onların arkasından.
Kahramanlık; içerek acı ölüm tasından
İleriye atılmak ve sonra dönmemektir.

Yırtıcılar az yaşar... Uzun sürmez doğanlık...
Her ışığın ardında gizlidir bir karanlık.
Adsız sansız olsa da, en büyük kahramanlık;
Göz kırpmadan saldırıp bir daha dönmemektir.

Kahramanlık ne yalnız bir yükseliş demektir,
Ne de yıldızlar gibi parlayıp sönmektir.
Bunun için ölüme bir atılış gerekir.
Atıldıktan sonra bir daha dönmemektir...
                                          Atsız
Türkü

AKÇAHİSAR:

AĞCASAR DERE İÇİ
HEM KOYUN VAR HEM KEÇİ
MİLLET GÖÇMÜŞ GİDİYOR
NEDİR BU KÖYÜN SUÇU

AĞCASAR DERE YANI
HAYDİN GEZEK MANAN'I
KÖYDEKİLER NE BİLSİN
HEREKEDE (DERİNCEDE) OLANI

AĞCASAR BOŞANACAK
BEKARLAR NE OLACAK
KIZLAR OĞLAN BEGENMEZ
HEREKEDEN OLACAK

KARŞIDA PARMAKLI TAŞLAR
AKAR GÖZÜMDEN YAŞLAR
BAYRAM OLSA NE ÇARE
YOK YANIMDA KARDAŞLAR

AĞCASAR KIRAN ÜSTÜ
NE YAMAN RÜZGAR ESTİ
EVVEL KURBAN OLANLAR
ŞİMDİ SELAMIN KESTİ

AĞCASAR ÜÇ DEĞİRMEN
HİÇ BİRİSİNE GİRMEM
BENİM YARİM İZMİT'TE
VALLAHİ GERİ DÖNMEM

BOZAKA PAHARINA
OTURDUM KENARINA
SUYU BİLE AZ GELİR
GÖNLÜMÜN EFKARINA

       Osman NEBİOĞLU

DÖN DİYORUM

........... Aklı sılasında kalan delilkanlı;
........... Dinle beni...
Biliyorum;
Gurbet türkülerini dinlemek zordur gurbet yerinde...
Sabahların güneşsizdir,
Öğlelerin hazımsızdır,
İkindilerin bulutludur, biliyorum...


Bir hastane koridorunda
Gül yüzlü annenden haber beklemek kadar,
Açlığı, susuzluğu unutmak
Ve o anda

Bir lokma simidi ağzına götürmek kadar zordur gurbet...
İstersen dön yuvana,
Karışmıyorum... (!)
Hem kimbilir?
Belki ''ceketin kalmıştır Akçahisar`da
Gümüşhane'nin kararmıştır gümüşleri,
Harşit eskisi gibi delice akmıyordur sensizlikten...

........... Aklı sılasında kalan delilkanlı;
........... Anlamıyor musun?
........... Dön diyorum…!

Ramazan Çelik

SILADA BAHAR

Kış gidende türlü türlü süslenir,
Bir başkadır bizim elin baharı.
Dağlarından düze keklik seslenir,
Yurdum, şu dünyada cennet diyarı.

Erciyes'in eksik olmaz dumanı,
Türklük gibi zaptetmede zamanı.
Bizim köyün yağız çehre çobanı
Erkenden önüne katar davarı.

Kırlarda ağaçlar duvaklar takmış,
Duydum ki nevruz gelin olacakmış.
Seherde sevdiğim bahçeye çıkmış,
Papatyalar dolar civarı.

Her tarafta şen bülbüller ötüşür,
Sümbül başka, iğde başka kokuşur.
Yar göğsüne gül ne güzel yakışır!
Şimdi gönül görmek ister o yari.

Şükrü TARLA

BAŞBUĞA
Karanlığa can düştü,acı haber yetişti,
Ataş sardı her yanı,sanki alem tutuştu.
Uçmağa vardı gönül emri ferman yürüdü,
Kolum kanadım kırıldı ulu kervan yürüdü.
Ayyıldızlı tabudun naşanında sır gizli,
Bülbüllerin feryadı,goncalarda zar gizli.
Ben sana sus diyemem ağla karanfil ağla,
Bozkurtların yastadır,şimdi karalar bağla.
Giderken semadan kar düştü çiçeklere,
Kerem yangını gibi ar düştü çiçeklere.
Vakit tamam olunca;kapıları açtılar,
Sırattan geçerken el eyleyip geçtiler.
Sonunda şehitlerin buluştuğu an geldi,
Kapıları açtılar dediler:"HAN geldi".
O anda safa geçti İmamoğlu ÖNKUZU,
Saf saf oldu melekler,göründü onun yüzü.
Hanlar Hanı Bayındır haber saldı her ada
İlteriş'e,Satuğ'a,Kültiğin'e,Kürşat'a.
Orda kavuşma günü,burda matem var
Payesine ayrılmış sırrı suret hatem var.
Bilirizki seni orada dostlar karşılar,
Burda yürekler yanık,yanar burda bağırlar.
Gözün aydın Duracık,gözün aydın Esendağ,
Erciyes'te gözyaşı,yetim kaldı Hasan dağ.
Ardın sonra dualar tekbir veren gönüller,
O an gazi dervişler hem Alperen gönüller,
Yemin ettiler yemin,sancağı dikmek için
Toprağı devirmeli tohumlar ekmek için.
Şimdi türbedarların bayrak tutar gün gece,
Dervişlerin,Alplerin orda yatar gün gece.
Kimi toya gelir kimisinde sünnet var,
Ora Türk'ün Türbesi can olana kıymet var.
Sonumuz kara toprak gün gelince gideriz,
Bir gün sararır yaprak an gelende gideriz.
Uzaklarda değilsin yanımdasın sevdiğim,
Öyle özlemişim ki seni sevdiğim.
Canan gitti,can gitti,
Başın sağ olsun;TURAN
Başbuğ ALPARSLAN GİTTİ.

Yüksel GÜLEZ


GEL NE OLUR
Bak geven bağladı dağları taşları
Ürün vermez oldu tarlaları bağları
Kurudu erik elma ağaçları
Gel ne olur ALLAH aşkına
Kalmadı artık baharı yazı
Hep hazan kapladı AKÇAHİSARı
Atmak için gönlündeki efkarı
Gel ne olur ALLAH aşkına

Biliyorum ekmeksiz aşsız olmuyor
Mezarlıktan geçerken atan deden seni soruyor
Senede bir ziyaret çokmu oluyor
Gel ne olur ALLAH aşkına

Son bülbüller ötmeye devam ediyor
Baykuş nöbet almak için sıra bekliyor
Ha geldi gelecek diye yolun gözlüyor
Gel ne olur ALLAH aşkına

Nurettinim yeter artık yazma bu kadar
Sıla hasreti çeken senimi takar
Düşer yollara katar katar
Gel ne olur AKÇAHİSAR aşkına

M.N.K


SELAM
selam peygamberi bir ruh taşıyanlara
selam duvasında insanlığın huzurunu temenni edenlere
slm başkasının acısından ızdırap duyanlara
selam sevenlere onun sevgisiyle dolanlara
selam onsuzluğun ızrabının zevkini tadanlar
selam kardeşlerime
selam ebediyet yolcularına
YÜREKTEN SELAMMMM

emir KÖKMEN
Şiirin Kanatları

Bir sefil rüzgar esince
Güneş gidip ay gelince
Yıldızlar körelip sönünce
Beni hatırla mühür gözlüm

Bildiğin yollarda kaybolunca
Şişeleri kırıp ağlayınca
Başını eğip usulca
Beni hatırla zeytin gözlüm

Haykırıp dağa taşa
Küsünce suya aşa
Kalınca bir başına
Beni hatırla canımın içi

Işıklar sönünce biden bire
Çöküp bir köşeye dizin üstüne
Yaşlı gözlerle
Beni hatırla sevdiceğim

Sevdiklerin senden kaçınca
Tek başına yalnız kalınca
Adın herkesçe unutulunca
Beni hatırla aşkım çünkü ben seni unutmayacağım

ERSAN YALÇIN

BAYRAMLAR BAYRAM OLALI

Ana, bu bayram mı? . Aman çok ayıp
Çocukken gördüğüm bayramlar hani?
Mübarek elleri öpüp, koklayıp
Yüzüme sürdüğüm bayramlar hani?

Hani ya o özlem, hani ya o tad?
Ne dışım kaygusuz, ne içim rahat
Haftalar öncesi her gün, her saat
Babamdan sorduğum bayramlar hani?

Nur yağan geceler, gündüzler nerde?
Neşe paylaştığım öksüzler nerde?
Dost yollar, dost evler, dost yüzler nerde?
Huzura erdiğim bayramlar hani?

Kar çiçeğim solmuş kar yatağında
Can verir ırmağın dar yatağında
Arife gecesi yer yatağında
Üstüme serdiğim bayramlar hani?

Bayram demek takvimdeki yazı mı?
Bayram hasret, bayram ağrı, sızı mı?
Açıp yüreğimi, yumup gözümü
Özüne girdiğim bayramlar hani?

Bayram af günüdür, barış günüdür
Bayramlar rahmete giriş günüdür
Bayram, Hak menzile varış günüdür
Gönlümü verdiğim bayramlar hani?

Abdurrahim Karakoç

Fıkralar

Müfettiş, öğrencilere sorar:

- İçinizde en uslu kim?

Öğrenciler, hep bir ağızdan - cevap verirler:

- Öğretmenimiz!


Cemâl gazetesinden ba­ şını kaldırıp sorar:

- Haa bu uşaklar ne koşaylar böyle?

Temel cevap verir:

  • Ula bunlar koşicudur,
    başbakanlık kupası için ko-
    şaylar.
  • Ha kupayı çime vereceklerdur?
  • Birinciye.
  • Öbürkilere bir şey yok midur?
  • Yoktur.
  • Öyleyse onlar niye koşaylar

(Eklemek istediğinizi, lütfen iletişime basarak yazınız ve gönderiniz)