Akçahisar - Köyü Tarihi

Köyün Osmanlı’lardan önceki dönemi hakkında kesin bir bilgi yok. Osmanlı’lardan önce ve Osmanlıların ilk dönemlerinde gayrımüslimlerin yaşadıgı şu mevki adlarından anlaşılmaktadır. Maşatlıklar, Kilisenin üzeri, Gobunaklar gibi isimler hala kullanılmaktadır.

Köye Türklerin ne zaman geldikleri hakkında kesin bir delil yok. Ancak dedelerimizin yaşları göbek hesabı yapıldıgında 1700 yıllarında geldikleri anlaşılmaktadır.

Köyün ilk yeri bugün ismine Eski köy ve Gurnuların Üstü (Kurunların Üstü) dedigimiz arazi idi. Anlatılanlara göre buraya ilk gelenler Süleymangiller, Ecelgiller, İhtiyargiller (Yusufgillerin Karamusa’da veya Karamisi’da oturduklari anlatılıyor). 1750-1800 yılları arasında Ömergillerin Mamerek’ten (köyde bu sülale hala Mamerekliler diye bilinir) geldikleri bilinmekte.

Akcahisar

Erzurum-Trabzon arasındaki ipek yolu Akçahisar’ın içinden geçiyordu. Bu yol bugün hala kullanılmaktadır.

27 Eylül 1829 yılında Bayburt isgal edilince Gümüşhane ve çevre halkı eli silah tutan herkes Bayburt’a dogru yürümüşler. Bu gün Akçahisar köyünün sınırları içinde olan Sifon Dere’de Ruslarla karşılaşmışlar. Bu savaşa Akçahisarlılar da katılmış. Amansız bir mücadele sonucunda Ruslar geri püskürtülmüş (Sabri Özcan, Ruslar’ın Gümüşhaneyi İşgali).

Bu dönemlerden sonra meydana gelen idari boşluklardan yararlanan, İpek yolu kervan yolcuları her fırsatta köy sakinlerini rahatsız etmişler. Köy halkı bu baskınlardan yılmış 1830-1840 yılları arasında köyden 2 km yukarıda bol suyu olan orman içinde bir araziye yerleşmişler. Bu yerleşme dönemi ne kadar zaman içerisinde oldu kesin bilen yok. 1970 yılına kadar bu köyde kalındı. Şunu da belirtmeliyiz İpşiroğulları ve Polatgiller Cüregi’den; Paşagiller, Koçelgiller (Aykaç’lar) ve Mutioğulları (Akay’lar) ise Bayburt dolaylarından geldikleri anlatıldı. 1914 yılında başlayan 1. Dünya savaşında askere gidip şehit düşen Şükrü Yalçın, Mecit Şanlı, Derviş Çoban, Liman Çoban, İbrahim Çagil, Topal Ali Dilmen, Güvenci Hüseyin Örgüç; gazi olarak dönenler Halil Yalçın, İsmail Çagil, Bayram İpşir, Emrullah Çavuş, Osman Yalçın, Sündük Hacı Denli (köyün o zamanki tek hacısı) ve adlarını bilmediklerimiz. Sündük Hacı’nın oglu Etem ise Çanakkale’de şehit düşmüştür.

akcahisar

1916 yılında köyümüzün Ruslar tarafında isgalinde Ermeniler köyün hayvanlarını toplayıp götürmüşler, halka zulüm ve işkence yapmışlar, köyün hayvanlarını geri almak isteyen Ahmet Gülez Ermeniler tarafından şehit edildi. Köy muhtarı Miktat Yalçın Ermeniler tarafından dövülmesine ragmen köyün kadınlarını ve kızlarını ormana saklayarak onların Rusların ve Ermenilerin eline düşmesini önlemiş. Kurtuluş savaşında Sandıklı cephesinde Atatürk ile omuz omuza savaşan İbrahim Çoban, Mehmet ve Şaban Yalçın (ikisi kardeş), Süleyman Denli, Hüseyin Onbaşı gazi olarak dönmüşler.


Köyümüzde şu ana kadar Muhtarlık yapmış, bilinen isimler şunlardır: 1915 yılına kadar Hamza(Çelik-Denli)1915-1917 Ahmet Gülez,1918-1922  Miktat Yalçın, 1922-1926 İsmail çavuş(Çağıl), 1926-1934 Teyfur Çelik, 1934-1940 Bayram çavuş(İpşir), 1940-1950 Bayram Yalçın, 1950-1960 Kahraman Yalçın, 1960 baş aza olarak Abil Akay, 1960 ihtilalinden sonra köyün o günkü öğretmeni Fikri Karahan, 1962 Kemal İpşir,1963-1968 Neşet Örğüç, 1968-1998 Maşuk Kuzu, 1998-2003 Sami Gören(Rahmetli), 2003 ve devam eden muhtar Hamza Çelik.

Bunlar bildiklerimiz.

Akçahisar köyünün etrafındaki orman yok edilince yağmurlardan sonra seller altında kalan köy 1972 yılında Dikenin dibi dediğimiz araziye yeniden kurulmuş. Planlı ve alt yapısı ile modern bir köy. Gümüşhane merkeze baglı Akçahisar köyünün doğusunda Güvercinlik ve Çalık köyleri, batısında Geçit köyü, kuzeyinde Pehlivantaşı ve Duymadık köyleri, güneyinde Sargınkaya ve Nazlıçayır köyleri ile sınır komşulugu vardır.

Kaynak kişiler: Remzi Demir, Neşet Örgüç, Binali Gülez, Emrah Dilmen

Hazırlayan: Rubil Demir

Tarihçe ek:
Anadolu;nun köklü bir tarihi geçmişi vardır. Bizden önce bu topraklarda sayısız devlet kuruldu ve yıkıldı, sayısız millet geldi ve geçti. Türkler Anadolu;ya IV.yüzyıldan başlayarak aralıklarla XI.yüzyıla kadar sürecek akınlarda bulunmuşlardı. Fakat, 1071 Malazgirt Savaşı;na kadar aralıklarla devam edecek olan bu akınlar sonuçları açısından,fetih amacı taşımayan akın ve keşif hareketleri olarak değerlendirilebilir. Malazgirt Zaferi sonuçları açısından hem Türk tarihi, hem de dünya tarihi bakımından çok büyük bir önem taşımaktadır. Malazgirt Zaferi sonucunda Anadolu;nun kapıları kesin olarak Türklere açılmıştır. Böylelikle Anadolu;nun, Türklerin ebedî vatanı olması için en büyük adım atılmıştır. Zaferden sonra Anadoluda Türkler tarafından pek çok küçük veya büyük beylik ya da devlet kurulmuştur. Sonuç itibariyle Türkler geçmiş dönemde yapılan akınlar hariç tutulursa tam 1000 yıldır Anadoludadır. O zaman akla şu gelebilir. Biz Anadoluya geldiğimizde buradaki halk ne oldu? Hattızatında Anadoluda yaşayan gayrimüslim halk (Ermeni, Rum vs.) zaten Bizans idaresinden memnun değildi. Ayrıca, Anadoluya yıllar süren Türk akınları ve Bizans;ın baskıcı idaresi nedeniyle zaten gayrimüslim halk büyük merkezlere yada büyük köylere toplanmıştı. Önemli bir kısmı ise daha da batıya doğru yönelmiştir. Dolayısıyla, Anadolu;da gayrimüslim nüfus açısından belli bölgeler hariç yoğunluk yoktu. Daha yakın döneme gelirsek durum daha net olarak ortaya çıkabilir. Osmanlı devletinde 15 ve 16. yüzyılda tutulmuş defterler bulunmaktadır. Tahrir defterleri denilen bu defterler İstanbul ve Ankaradaki arşivlerde bulunmaktadır. Bu defterler bölge yada şehir bazlıdır. Örnek vermek gerekirse, bu defterlerde önce Gümüşhane merkezde bulunan mahalleler (müslüman ve gayrimüslim mahalleler ayrı ayrı) isimleri yazılıyor ve her mahallenin altında vergi veren halkın isimleri kaydedilirdi. Biz bu şekilde Gümüşhanede o tahrir defterinin tutulduğu tarihte kaç müslüman ve gayrimüslim vergi veren şahıs olduğunu görebiliyoruz. Bu şahısların toplam sayısı 5 ya da 3 ile çarpılarak tahmini nüfusa ulaşabiliyoruz. Daha sonra ise Gümüşhane;nin nahiyeleri [Koğans (bugünkü Kale ilçesi, yani Akçahisarın bir dönem bağlı bulunduğu nahiye), ve benzeri] yazılıyor. Bu nahiyelere bağlı köylere geçiliyor ve her köyde kaç gayrimüslim kaç müslüman vergi şahsı varsa tek tek kaydediliyor. Dolayısıyla biz o dönemde, hangi köyde gayrimüslimler var hangi köyde Müslümanlar var bilebiliyoruz. Örneğin Çalık, Yence, Hur gibi köyler (bunlar aklımda kalanlar) 16. yüzyıl tahrir defterlerinde geçen köylerdir. 16. yüzyılda Yencede yada Çalık;ta gayrimüslim nüfus var. Biz şu an diyebilirmiyiz ki Çalıkta ya da Yencede oturanların ataları vakti zamanında Rumdu, Ermeniydi. Diyemeyiz çünkü, kurtuluş savaşı dönemine kadar ya da kurtuluş savaşı sonrası döneme kadar gayrimüslimler bu köylerde halen yaşıyordu. Şu an bu köylerde yaşayanlar sonradan gelip buraya yerleşen öz be öz Türk olan insanlardır. Bizim köye gelince, 16. yüzyılda bizim köy kayıtlı değil. Yanımızdaki Çalık, Yence, Hur kayıtlı ama bizim köy değil. Dolayısıyla bizim köy çok fazla eski bir köy değil. Tahminime göre bizim köy 1800;lü yıllarda kurulmuş bir köydür. (Tabi tam tarih yapılacak arşiv çalışmaları ile verilebilir). Şu ana kadar yapılmış bir arşiv çalışması olmadığı için elimizde sadece yaşlıların anlattıkları bilgi! ler var. Buna göre köyümüzde belli başlı sülaleler var. Mesela biz ömergilliyiz. Bize Mamerikliler denir. Bu gün Hazar denizi kıyısında Mamerik diye bir yerleşme var. Belki de biz vakti zamanında ordan geldik. Tabiki bu bir varsayımdır. Netice itibariyle, mevcut duruma göre elimizde sadece yaşlıların anlattıkları bilgiler var. Bu bilgilere göre ancak konuşabiliriz. Bize devamlı çeşitli şahıslar geliyor. Adamlar kendi tarihlerini araştırıyor. Biz nerden geldik diye. Fakat doğrusunu söylemek gerekirse bunu bulmak pek de mümkün değil. Bu nedenle, Biz öz be öz Türküz. Bundan hiçbir şüphemiz yok. Belki Kafkaslarda belki de orta Asyadan geldik. Nerden geldiğimizin çok da önemi değil. Önemli olan şimdiden sonrası. Birbirimize ne kadar sıkı bağlı olduğumuzdur.

Araştırmacı Tarihçi Dr.Alpaslan Demir